Eric Rohmer’in “Maud’la Bir Gece” (1969) adlı filminde dindar ve tutucu bir mühendis olan Jean Louis’in birbirinden farklı iki kadınla ilişkisine, onları kıyaslamasına ve çelişkilerine tanık oluruz. Biri her pazar kilisede gördüğü ve platonik olarak aşık olduğu katolik, soğuk ama masum, alımlı ve “temiz” Françoise, diğeri ise boşanmış, ateist, özgür ruhlu ve deneyimli Maud.

 
Françoise evliliği, geleceği ve düzeni temsil ederken, Maud cinselliği ve tutkuyu temsil eder. Jean Louis bazı tesadüfler sonucu her iki kadınla da bir gece geçirmek zorunda kalır. Maud’la geçirdiği gece ilişkiler, din ve felsefe üzerine derin bir sohbetle başlar yine “tesadüf” sonucu aynı yatağı paylaşmak zorunda kalırlar. Ne kadar zorlansa da Jean Louis o gece geçmişinden farklı olarak arzularına boyun eğmez ve gece sohbet ederek geçer. Françoise’le tesadüfen geçirdiği gecede sohbet daha kısadır, Jean Louis aşık olduğu kadına açılır. Evliliği için Maud’dan daha uygun olan kendisi gibi Katolik, masum Françoise ‘i seçer. 

Freud “Erkekler sevdiklerinde arzulamazlar, arzuladıklarında ise sevmezler” der. Bazı erkeklerin zihninde iki çeşit kadın kategorisi oluşur. Sevgi ve arzu asla tek bir kadında birleşemez. Freud bu duruma Madonna-fahişe kompleksi ismini verir. 
Bu kadınlardan biri; melek gibi, şefkatli, özverili, çocuklarına ve kendisine bakım verebilen ‘iyi’ kadınlardır. Beklenildiği üzere bu kadın bir eş olarak el üstünde tutulur, saygı duyulur ve kutsallaştırılır. Yani bir sevgi nesnesi olabilir. Fakat Freud’a göre böyle bir kadın genç bir erkek annesini nasıl severse öyle sevilir. Tam da bu yüzden bu kadınlayken cinsel olarak uyarılması neredeyse imkansızdır. Madonna ile  Meryem Ana’ya yani temiz, saf, bakire ve anneliğin ön planda olduğu kadınlara gönderme yapar. 
Bir diğer kadın kategorisi ise güvenilmez, cinsel olarak aktif, “kötü” kadınlardır. Yani Havva gibi itaat etmeyen ve baştan çıkarıcı. Bu kadınlar erkekte arzu uyandırsa da sevilmeleri ve değer görmeleri mümkün değildir.


Bu kategoriler kadını ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak tanımlar. Fakat biliyoruz ki kimse tamamen iyi ve kötü olamaz. Örneğin filmde Françoise’in geçmişte evli biriyle ilişkisi olduğunu da öğreniriz. Bu kategoriler tamamen erkeğin zihninde olan, kadınlara yansıttığı kategorilerdir. Bölme savunma mekanizmasını kullanarak kaygıyla baş edebilmek için erkekler ilk kategorideki (ya da Jean Louis gibi öyle sandıkları) kadınlarla evlenir, eşlerine değer verir ve örnek bir eş ve baba olurlar. Fakat eşlerinin onlarda cinsel arzu uyandırması mümkün olmaz veya evliliklerinin başında bu mümkün olsa da zamanla ve çocuk sahibi olduktan sonra gittikçe cinsel arzu azalır. Çünkü bu kadar idealize ettikleri “iyi eş”, “iyi anne” ye cinsel arzu gibi “kirli” bir duyguyu hissetmek kabul edilemez. Bu sayede onları daha değerli ve sevilebilir görürler. 
Fakat bu mutlu tabloda eksik olan bir şey vardır o da cinsellik. Bu eksiği tamamlamak için “düşük” gördükleri, birçok partneri olmuş, cinselliği özgürce yaşayabilen bir kadınla olmaları gerekir. Bu kadın elbette sevilmeyi, değer görmeyi hak etmez. Böylece her iki ilişki de erkek içsel bir çatışma yaşamadan uzunca bir süre devam edebilir. Bu iki kategoriye de oturmayan kadınlar kafa karışıklığına ve çatışmaya sebep olduğu için uzak durulması gereken kadınlardır ya da muhakkak bir kategoriye oturtulur. Ancak bastırılan çatışma yok olmaz bu çözüm belli bir süre idare edebilse de kullanılan savunma mekanizmasını bir bedeli olur ve çatışma başka bir konuda kendisini gösterir. Bu sebebi bulunamayan mutsuzluk, isteksizlik, memnuniyetsizlik ya da farklı şekillerde ortaya çıkar. 


Jean Louis dindar biri olduğu için ne Maud’la geçirdiği gecede çok istese de arzularına teslim olabilmiş ne de kendisine uygun olduğunu düşündüğü Françoise’le teoride her şey uygun olsa da tatmin edici bir ilişki kurabilmiştir.
 Seneler sonraki karşılaşmalarında bile Maud’la geçirdiği gecedeki sohbeti unutamadığını ve burukluğunu görürüz. 
Bu senaryo toplumsal cinsiyet rolleri, ataerki ve kadın düşmanlığıyla açıklanabilir. Her iki kategorideki kadınların ilişkideki tatminsizliklerini tahmin edebiliriz. Fakat bu yazıda daha çok az sayıda olmayan Madonna-fahişe kompleksi yüzünden tek bir kadınla kalıcı olarak cinsel ve romantik bir ilişki yürütemeyen erkeklerin ruhsallığına bakalım.


Freud’a göre erkek çocuğu aşağı yukarı 5 yaşından önce (yani cinselliğin ne olduğunu bilmeden önce) tüm bedensel heyecanları anneyle eşleştirir. Çünkü onu emziren, poposunu silen, yıkayan ve bedeniyle bu kadar kapsamlı bir şekilde ilgilenen annedir. Bu zamanlarda erkek çocuklarının annelerine fiziksel olarak yakın olma isteklerinin onlar için bir anlamı yoktur bu hisler neyseler odur. Fakat cinselliği keşfettiğinde, bunun annesi ve babası arasında yaşanan bir şey olduğunu anladığında ciddi bir değişim olur. Çocuk bir anda annesine karşı duyduğu zevk veren hislerin masum olmadığını fark eder. Bu hisler kirlidir. Bu sadece kendisi için değil annesi için de geçerlidir. Babasının yakın temasına izin veren anne neredeyse ihanetle suçlanır. Annenin zaten erkek çocuğunu anneden ayırmaya çalışan babayla iş birliği yapması işleri daha da zorlaştırır. Cinsellik bilgisi öncesi anne iyi niyetli, saf, sevgi doluyken, sonrasında ahlaksız, baştan çıkarıcı olarak görülür. 
Çocuğun annesine olan bağlılığı hayalinde ne kadar kuvvetliyse bu ihaneti deneyimleme si de o kadar ağır olur. (tek erkek çocuğu olanlar gibi) Freud, bu andan itibaren erkek çocuğunun şefkat, sevgi eğiliminin  sadece saf, masum olarak tanımladığı kadınlara, cinsel eğiliminin ise güvenilmez, önüne gelenle yatan ve kötü kadınlara meylettiğini söyler. 


Nesne ilişkileri kuramından bakacak olursak, bu iki nesnenin birleşmemesinin sebebi erkek çocuğunun anneyi hem sevgi dolu, şefkatli hem baştan çıkarıcı ve babayla cinsellik yaşayan biri olarak deneyimleyememesidir. Bu hem kafa karıştırıcı hem korkutucu gözükür.  Ancak ikisini ayırarak (iyi anne-kötü anne) anneyle ilişkiyi sürdürebilir. İyi anneyle ilişki sürer kötü anne ise cinsel dürtülerle birlikte bastırılır. Bu sebeple bu erkekler gelecekte partner olarak iyi anne ile özdeşleştirdikleri özelliklere sahip kadınları tercih ederler. Ya da tam tersini tercih ettiklerini düşünseler de tercih ettikleri kadınları iyi annelerine dönüştürebilirler. 


Elbette tüm bu açıklamalar, erkek çocuğunun annesi ve babasıyla ilişkisine, bakıcıya büyütülüp büyütülmediğine, anne-baba arasındaki romantik ve cinsel ilişkiye, kardeşlerin olup olmamasına ve kardeşlerin cinsiyetine göre değişkenlik gösterir.


Psikodinamik psikoterapi ile geçmişteki tüm ilişki dinamikleri ve bilinçdışı yansımalarının güncel romantik ilişkilere etkisi üzerine çalışılır. Savunma mekanizmalarının işlevi ve bedellerinin fark edilmesiyle bu durum değişebilir. Çocukluk çağında bütünlüklü bir kendilik oluşturabilmek için işe yarayan bölme mekanizması yetişkin bir erkeğin romantik ilişkisinde cinsel tatminsizliğe yol açabilir ya da cinsel olarak arzuladığı bir partnere şefkat duymasını engelleyebilir. Her ikisinin de tek bir partnerde keyifle yaşanabilmesi için psikodinamik psikoterapi önemli bir farkındalık sağlar. 

 

Konu Hakkında Detaylı Bilgi Almak İçin İletişime Geçiniz